Arap Ülkeleri İslâm ve Demokrasi
Milli Gazete-Köşe Yazıları
- 19 Aralık 2018
Tunus, Fas, Cezayir, Mısır, Libya, Yemen ve öteki Arap ülkeleri… Buralarda tam ve gerçek bir demokrasi olabilir mi? İngiltere’de, İsviçre’de, Norveç’te olduğu gibi… Hiç sanmıyorum… Arap ülkeleri İslâm ülkeleridir. Hepsinde demokratik İslâm rejimleri olmalıdır.
Demokrasi bir din değildir, din gibi algılanmamalıdır. O, bir idare sistemidir. Demokrasi cevher değildir, arazdır, cevher İslâm’dır.
Peki, İslâmi bir rejim nasıl olur?.. Bunun çeşitleri vardır. İslâm ülkelerine adalet, huzur, güven, gerçek hürriyet (yalancı ve şeytani olanı da vardır), refah getirecek İslâmi yorumun ve idare sisteminin şartları vardır: 1’inci şart: İdareciler İslâm’ı doğru bir şekilde öğrenmiş olmalıdır. (2) Ömer ibn Abdilaziz, Nureddin Zengi, Salahaddin Eyyubi, Fatih Sultan Mehmed ve diğer adil sultanların ahlâkına sahip olmalıdır. (3) Kendilerinde hubb-i riyaset (başkanlık ihtirası) bulunmamalıdır. (4) Hizmetleri esnasında mal ve servet edinmemelidir. (5) İdare ile ilgili bütün işleri ehil ve olgun üyelerden oluşan Şura Meclisi’ne danışarak görmelidir. (6) Ülke idaresinde bedevi kültür ve zihniyet geçerli olmamalıdır. (7) Medeni zihniyet ve kültüre sahip bulunmalıdır.
Bir İslâm ülkesindeki sistemin, rejimin, düzenin, idarenin iyi olup olmadığının ölçü ve kıstasları şunlardır:
(A) Dünyanın her yerinde zulme uğramış insanlar (hangi dinden olursa olsunlar) kapağı oraya atmak isterler.
(B) Oraya ilk defa giden yabancılar, uçaktan inince değişikliği fark ederler: Her yerde huzur… Her işe doğruluk ve dürüstlük hakim… Herkesin işi gücü, aşı, geliri var… Açıkta hiçbir ahlâksızlık görülmüyor… Temiz yüzler, gülen gözler… Kavga gürültü niza yok; mahkemeler işsiz, hapishaneler ıssız… Herkes o ülkenin vatandaşı olmak, orada yaşamak istiyor…
(C) İyi idare edilen bir ülkede, hak ölçüler dairesi içinde herkesin tenkit etmeye hakkı olmalıdır.
(D) Eğitimi kötü, çarpık, sapık olan bir İslâm ülkesinde işler hiçbir zaman düzelmez.
Medeniyetsiz ve ahlâksız İslâmi idare olmaz. Sistem ve rejim İslâmi ama zihniyet ve kültür bedevi… Böyle bir ortamda gerçek İslâm sergilenemez.
Hulefa-i Raşidin devrinden sonra Kur’âna ve Sünnet’e en uygun İslâmi sistem, Osmanlının kuruluş ve yükseliş devrindeki İslâmi uygulamadır.
İslâm ülkelerinde İngiliz veya İsviçre demokrasisine benzer rejimler kurulması bir hayalden, bir ütopyadan ibarettir.
Arap ülkeleri bir İsviçre olamazlar ama şartlarını bir araya getirebilirlerse bir Endülüs olabilirler.
Bu memlekette halk üzerinde en etkili kurum milli eğitim midir, büyük medya mıdır sorusuna hiç tereddüt etmeden büyük medyadır cevabını verebiliriz.
Halk üzerinde bunca etkisi olan büyük medyamıza bir göz atalım: (1) Genellikle İslâm’a karşıdır. (2) Kripto Yahudilerin ve Sabataycıların büyük medyada büyük ağırlıkları vardır. (3) Büyük medya, halkımızın büyük çoğunluğunun kimliği ve kültürüyle uyuşmayan resmi ideolojiden yanadır. (4) Büyük medyanın bir kısmı demokrasiyi değil, dayatmacı ve baskıcı vesayet rejimini desteklemektedir. (5) Büyük medya hedonisttir. (6) Büyük medya genellikle içkiyi, çıplaklığı, iffetsizliği, hayasızlığı, fuhşiyatı teşvik etmektedir. (7) Yine büyük medya, çoğunluğu oluşturan Müslüman halkı küçümsemekte, aşağılamakta, hor görmektedir.
En etkili kurumunun böyle olduğu bir ülkede işler elbette düzgün olmaz, orada huzur, iç barış ve uzlaşma sağlanmaz.
1950’li yıllarda Sebilürreşad dergisi sahibi merhum
adında bir anonim şirket kurmaya teşebbüs etmiş, lakin başarılı olmamıştı. Bu şirket günlük bir İslâm gazetesi çıkartacak, büyük bir matbaa kuracak, kağıt ticareti yapacaktı.
1960’da
‘in de içinde bulunduğu bir müteşebbis heyet
‘ni kurmuş, lakin o da başarılı olup hedefine ulaşmamıştır.
Bendeniz
Netice ve özet olarak şunu söyleyebilirim: Müslümanlar, büyük medya konusunda ve sahasında rakiplerini ve karşıtlarını geçememişler, öne çıkamamışlardır.
Bu başarısızlıkta İslâmi kesimin taşra, köylü, gecekondu kültürüne sahip olmasının büyük rolü vardır. Türkiye Müslümanları büyük medya sahasında,
imza atamamıştır.
Bu başarısızlığın ana sebeplerinden biri de Müslümanların,
Yukarıdaki fikir ve açıklamalarıma şöyle bir itiraz gelebilir: Sen Müslümanlar büyük medya konusunda birinci olamadılar diyorsun ama bugün Türkiye’nin en büyük gazetesini Müslüman bir cemaatin yayınladığını görmüyor musun?
Görüyorum ama bu gazetenin bayi satışını de biliyorum.
(benim bildiğime göre)
Gerisi abone usulü [zoraki −REB] okuyucu. Ahlasak da puflasak da ülkemizin en büyük gazetesinin
olduğu realitesini kabul etmek zorundayız.
Çoğunluğu oluşturan Müslümanlar büyük medya sahasında başarılı olmak için sekter zihniyeti, cemaat asabiyetini, fırkacılığı,
Medya sahasında işler, emanetler, vazifeler ehil Müslümanlara verilmelidir.
Yapılacak iş
Başarılı bir gazetenin
işten bile değildir ama bunun için güçler birleştirilmelidir.
Bizim cemaatin gazetesi olsun, bizim tarikatin gazetesi olsun, bizim fırka veya hizbin gazetesi olsun. Olsun da böyle gazeteler sadra şifa olmaz.
, tv kanalı çalıştırılmalıdır.
Cemaatlerin, tarikatlerin, hizip ve fırkaların kendi yayın organları olmasın mı?.. Öyle bir şey demedim. Elbette olacak. Lakin onların üzerinde hepimizin, bütün Türkiye’nin en büyük gazetesi, en büyük tv’si olmalıdır. 2 Mart 2011