Cumhurbaşkanı kim olacak? Bekleyin göreceksiniz!..
Milli Gazete-Köşe Yazıları
- 01 Ocak 2019
Cuma (Bedir Yayınevi Cağaloğlu Yokuşu 6/8. Vilayet Civarı-İstanbul. Tel: 0212 519 36 18)
Bunlar analarının karnında dokuz ay nasıl beklemişler?.. Günde yüzlerce defa
diye sorup duruyorlar… Bekleyin birkaç gün, bir iki hafta, kimin olduğunu görürsünüz.
Asıl önemli husus, cumhurbaşkanının kim olacağı değildir.
Bu konuda kriz çıkacak mıdır?
Uzlaşma konusunda her kafadan ayrı bir ses çıktı.
Şahsen böyle bir uzlaşmayı uygun görmem, çünkü demokrasiye aykırı olur.
Uzlaşma demek yüzde yüz anlaşma ve mutabakat olması demek değildir. Yüzde 75-80 olsa yeter.
Maksat büyük bir kriz ve kopukluk yaşanmasın…
Baykal ile bu konuda anlaşmak, uzlaşmak mümkün değildir.
Nuh der, Peygamber demez.
Cumhurbaşkanı bir partinin, bir tarafın mensubu olabilir ama seçildikten sonra ne parti kalır, ne taraf. O artık bütün Türkiye’nin, bütün halkın başkanıdır. Yeni cumhurbaşkanı partizanlığa karşı çıkmalıdır.
Nepotizme (yakınlarını, akrabalarını kayırmak, emanetleri onlara vermek) karşı çıkmalıdır.
Kokuşma konusunda notu çok kötü olan Türkiye’yi aklayıp paklamaya, temizlemeye çalışmalıdır.
Ülkemizdeki müzmin ve geleneksel insan hakları ihlallerini önlemeye çalışmalıdır.
Adil hukukun üstünlüğü prensibinin idareye hâkim olması için çalışmalıdır.
Kendisine muhalif, hatta düşman olsalar bile bütün halkı bir baba, bir ağabey şefkati ile kucaklamalı; ahalinin eza ve cefalarına
bile dememelidir.
Bir toplum ne halde ise o şekilde idare edilir… Toplum kendini ıslah eder, iyileştirirse başına iyi bir reis geçer… yahut iyi bir reis toplumu ıslah eder… Bunları tartışmaya lüzum yoktur. Tavuk mu yumurtadan çıkar yumurta mı tavuktan…
Herkes öncelikle kendini ıslah etmeye baksın. Ülkedeki kötülüklerden şikâyet edenler öncelikle evlerinin önlerini süpürsünler. Herkes böyle yaparsa şehir tertemiz olur.
Ondan sonra bandolar, muzıkalar, tantanalar, şatafatlar…
Al gülüm ver gülümler… bir saltanat ki sormayın… hiç kimse bu gibi kuruntulara kapılmasın sakın.
Başkanlık ateşten bir gömlektir.
İnsan ne oldum dememeli ne olacağım demeli imiş.
Samimi, muhlis (ihlâslı), Allah’tan korkmaya çalışan, günah ve kusurlarını itiraf eden, benliklerini az çok dizginlemiş bulunan Müslümanlar, fakir fukaraya sadakalar versinler, tenhada Yüce Allah’a dua etsinler de cumhurbaşkanlığı meselesi büyük fitne fesatlara, facialara, trajedilere yol açmasın.
Hayır hasenat yapmak en kârlı ticarettir. Bunu yakinî şekilde bilelim.
Bazen düşünüyorum: Olağanüstü durumlar olursa ne yapacağım? İster misiniz bir takım hocaları, Müslüman gazetecileri, şahsiyetleri toplasınlar, hapsetsinler, onlara bin türlü eziyet etsinler. İnşaallah böyle şeyler olmaz.
5’inci sayısındaki
başlıklı yazıyı okurken dikkatimi çeken bir cümleyi size de duyurmak isterim.
İçinde cesim binalar da bulunacakmış. 320 bin metre karelik bir alanı kaplayacak komplekste bir sürü bahçe, havuz, kafeterya,
, Fitness Center, ışıklı müzikli su gösteri havuzu, Kümbet altı, Revan köşkü, daha neler neler varmış ve sıkı durun bir de
bulunacakmış.
İbadethane yapılması doğru da niçin Sinagog ve Kilise kelimelerini öne almışlar da camiyi sona koymuşlar? Hem böyle bir yerde sinagog ve kiliseye ihtiyaç var mı?
Türkiye’de resmen 25 bin Yahudi yaşıyor, gerçek sayı ise daha azdır.
Hıristiyanların sayısı da yüzde bir bile değil.
Son on yıl içinde bir Dinlerarası Diyalog furyası çıktı. Antalya’da dinler parkı açıldı, içinde Sinagog, Kilise ve Cami var…
Urfada bir akar suyun üzerine salaş bir köprü yaptılar. Üzerinden hahamlar, papazlar ve sözde hocalar geçti. Diyalog köprüsü mü, Sırat Köprüsü mü belli değil. Diyalog köprüsünden geçtiler ve akıllarınca cennete girdiler… Sakın o salaş köprüden geçip cehenneme yuvarlanmasınlar?
Taksim’e cami yapılmasına karşı çıkan zihniyet sinagog ve kilise yapımına hiç itiraz etmiyor. Ya Rabbi! Şu ülkede ne acayip işler oluyor.
Bilhassa sevgili çocuklarımız ve gençlerimiz boş zamanlarının bir kısmını internetteki faydalı ve değerli kültür sitelerini takip edip okumakla, öğrenmekle geçirmelidir.
Yukarıda ismini verdiğim site eski kabristanları, eski mezarları anlatıyor. Yakın tarihte birtakım hâinler tarihî mezarlıklarımızı tahrip ettiler. Binlerce mezarlık, yüzbinlerce (belki de milyonla) mezar yok edildi. Sadece bir tek mezarlığa dokunmadılar. İstanbul Üsküdar Bülbülderesi’ndeki Dönmeler/Avdetiler kabristanı. Orası titizlikle korundu, bırakın bir taşına, bir çakılına bile zarar verilmedi. Acaba neden?
Lozan andlaşmasında, İstanbul’daki ve Çanakkale’deki İngiliz mezarlıklarının İngiltere devletinin toprağı olduğu ve bu mekanların korunacağına dair madde bulunmaktadır. Bunlar korunmuştur da, bu ülkenin dominant unsuru olan Müslümanların tarihî mezarlıkları tahrip edilmiştir. Birileri, Osmanlı ölülerine Sırpların Bosna halkına yaptığını yapmıştır
Günlük politika dedikodularına çok vakit harcıyoruz, kültür meseleleri ile uğraşmaya vaktimiz kalmıyor. Çocuklarımız, gençlerimiz, öğrencilerimiz edebiyata, kültüre, sanata, din ve ahlâka gereken önemi vermelidir. Bu konularda onlara yararlı olacak yüzlerce internet sitesi bulunmaktadır. Öğrendiklerimi bu sütunlarda zaman zaman ilan edeceğim. 18 Ağustos 2007