İslâm’a Yapılan Saldırılara Diyanet Niçin Cevap Vermiyor?
Milli Gazete-Köşe Yazıları
- 29 Aralık 2018
Cuma
Aşağıda anlatacağım konular dolayısıyla bir Müslüman vatandaş olarak son derece üzüntülü, kırgın ve tedirgin vaziyetteyim. Bunları Başkanlığınızla paylaşmak istiyorum:
1. Birtakım kendini bilmez, agresif medyacılar, akademisyenler, sözde aydınlar, Moiz Kohen (Tekin Alp) ağzıyla kutsal Şeriatimize saldırıyorlar. Şeriat nedir? Kur’ân’dan ve Sünnetten çıkarılmış İslâmî hükümlerin tamamına verilen ad değil midir? Osmanlıcadan Türkçeye meşhur Devellioğlu Sözlüğü ne diyor:
Bundan anlaşılıyor ki, Şeriat’i inkâr eden, tahkir eden, hafife alan, ona karşı olan bir kimse kâfir olur.
Hal böyle iken sayın Diyanet Başkanlığı bu konuda kamuoyunu niçin aydınlatmıyor? Niçin mukaddesatımıza yapılan saldırılara karşı ilmî cevaplar vermiyor? Başkanlık elbette polemik yapmayacaktır, elbette şarlatan dinsizlerin düşük seviyesine inmeyecektir ama mukaddesatımıza alçakça saldırılırken büsbütün susmak olmaz ki…
2. Yine birtakım kendini bilmezler,
onları hadîs uydurmakla suçluyor. Sünnet ve hadîsleri yıkmaya yönelik bu harekete karşı niçin ilmî ve mukni (inandırıcı) cevaplar verilmiyor? İslâm dünyasında dinsiz ve kâfir oryantalistlere karşı
müdafaa ve iftiraları red ve cerh konusunda nice eser ve makale kaleme alınmıştır. Bunların özeti yapılıp niçin halk bu konuda aydınlatılmıyor?
3. 1994’te Mardin
Kasımiye Medresesi’nde üç gün süren bir
festivali yapıldı. Medresenin içindeki havuzun üzerine salaş bir köprü inşa edildi ve çan ezan sesleri içinde, başta
olmak üzere çeşitli kiliselere mensup papazlar, onların içinde İstanbul müftüsü de hep birlikte geçti.
Diyalog konusunda Diyanet’e ağır baskılar yapıldığına dair rivayetler vardır.Lâkin bütün baskılara rağmen bu gibi hafifliklerden uzak durulması gerekmez miydi?
4. Diyanet’e ilmihal, fıkıh ve tefsir kitabı hazırlayan heyetin içinde bulunan ünlü bir İlahiyatçı, müctehid olduğunu iddia etti. İctihadlarından biri de şu:
Başkanlık maalesef bu vahim ictihad ve iddia karşısında susmayı tercih etti.
5. Ülkemizde mezhepsizlik, fıkıh düşmanlığı yayılmaktadır.Her biri yüksek dereceli, faziletli, takvalı örnek Müslüman olan müctehid imamlar aleyhinde cehalete, yalana, iftiraya, kine, garaza, kötü niyete dayalı propagandalar yapılıyor. Diyanet bu konuda Müslüman halkı niçin uyarmıyor?
6. Kendini bilmezler Ehl-i Sünnet Müslümanlığını Emevî dini olarak göstermeye yelteniyor. Diyanet’in bu gibi iftiralar karşısında da dişe dokunur bir müdafaası, cerh ve ibtali yok.
7. Adam, kitaplarında,
yazıyor.
Maddeleri çoğaltmayayım. Yüce dinimiz, kutsal kitabımız, fıkhımız, mukaddesatımız saldırıya uğruyor, en câhilce iftiralar atılıyor. Müslümanların zihinlerini karıştırmak için şeytanca propagandalar yapılıyor. Diyanet’in bunlara mutlaka cevap vermesi gerekir.
Diyanet’e bağlı kitap dükkânlarında alınıp satılan kitaplar hakkında kaba bir eleme yapılması şarttır.
Kur’ân, Yahudileri ve Hıristiyanları İslâm’a çağırmıyor demek ne demektir?
Sünnete aykırı değil midir? Böyle bir inanış, sahibini küfre götürmez mi? Diyanet böyle iddialar ihtiva eden (içeren) kitapları nasıl satabilir? Bunları okuyup sapıtacak vatandaşların vebali kimin üzerine olacaktır?
Birtakım İlâhiyatçılar Yahudilik de haktır, Hıristiyanlık da haktır, üç hak İbrahimî din vardır, bunların mensupları, (bağlıları) ehl-i necattır, ehl-i Cennet’tir diyor.
Dinî bir cemaatin günlük gazetesinde
başlıklı bir yazı kaleme alındı.
Diyanet bu saçma iddialara niçin cevap vermemiştir?
Saygılarımla sunar, gereğinin yapılmasını dilerim.
On seneden beri deprem edebiyatı yapılır, sadra şifa tedbirler alınmaz. Bir ara 100 yılda bir gelen büyük deprem deyip duruyorlardı. Şimdilerde 250 yılda bir geleninden bahsediyorlar. Bir gelecekmiş pîr gelecekmiş. Bu deprem 20 milyon kişiyi etkileyecekmiş. Ya kışın en şiddetli soğuklarında olursa? Milyonlarca insan karda kışta nasıl barınacak? Bir kış günü veya gecesi zelzelesinden sonra İstanbul’da 20 bin yerde birden yangın çıkacakmış.Nasıl söndürülecek bu ateşler?
Yaklaşan depremle ilgili elbette birtakım tedbirler (önlemler) alınabilirdi. Alınmadı. Niçin? Birkaç sebebi var. Birisi, bu konuda rant olmaması…
Asıl deprem beklenedursun, ülkemiz siyasî, sosyal, kültürel, iktisadî depremlerle sarsılıp duruyor. Bunlar 100 yılda bir gelmiyor, sürekli oluyor. Müzmin deprem…
Anadolu’nun bir yerinde basit, sıradan bir trafik kazası olmuş. Arabada iki erkek, bir de oniki yaşında kız çocuğu varmış. Polisler kazanın zabtını tutarken, kızın o erkekler tarafından satıldığı meydana çıkmış. Çocuğa şimdiye kadar yığınla insan tecavüz etmiş. Bir kısmı tutuklanmış… Ne kadar sıradan bir hadise değil mi? Böyle şeyler Türkiye’nin olağan vukuatındandır. Aslında korkunç bir deprem.
Kâfirler Şeriata küfr ediyor, bizim baron-perestlerde tepki yok. Bir kısım Müslümanlar haklı olarak baron’u tenkit ediyor. Bizim baron-perestler yanardağ gibi patlıyor, lavlar saçıyor. Bu da Müslümanların depremi.
Kışın soğukları başladı. Milyonlarca sefil vatandaş bu kış ne yapacak? Nasıl ısınacaklar, nasıl beslenecekler, nasıl geçinecekler? Tuzu kuru zengin vatandaşların ve Müslümanların umurunda değil.Süper zengin Müslümanlar 500 metrekarelik lüks meskenlerine uzay mekiği gibi mescidler yaptırıyor, astronomik paralar ödeyerek duvarlarına Kabe örtüsü parçaları asıyorlarmış. Fakirler mi? Sabr etsinler, tahammül etsinler…
Yine Anadolu’da bir ilköğretim okulunun sınıfından 15 ile 14 yaşlarında iki çocuk boş bir sınıfta cinsel birleşme yaparlarken yakalanmışlar. Hadise büyük heyecan uyandırmış. 15 yaşındaki çocuk tutuklanmış. Sonunda ne olacak? Tahliye olacak, adalet yerini bulacak. Yaşasın adalet!..
İstanbul’da halka yedirilen etlerin yarısı ehlî (evcil) domuz, yaban domuzu, at, eşek ve saire etiymiş… Belediyenin bundan haberi yok mu? Bu da bir tür deprem değil midir? Geçenlerde canım sucuk çekti. Namdar bir sucuk pastırma dükkanına gittim. En iyi sucuğun kilosu kaça diye sordum, 29 lira dediler. 200 gram aldım. Başka yerlerde kilosu 5 liraya, hattâ daha ucuza sucuk satılıyordu. Ne etinden bunlar? Deprem deprem deprem…
Giderseniz göreceksiniz, başı şapkalı, sakallı, zayıf bir haham var orada.
Vazifesi adı geçen lokantada Yahudi şeriatına aykırı etler, balıklar vs bulunmamasıdır. Bizim Diyanetimiz Müslümanları niçin böyle korumuyor? Bizim Yahudiler kadar hakkımız, haysiyetimiz yok mudur?
Tramvaya bindim. Onsekiz yaşında dinç ve zinde bir genç oturuyor, tam yanı başında seksenlik bir ihtiyar ayakta seyahat ediyor sallana sallana, titreye titreye. Deprem deprem deprem… 15 Kasım 2008