İsrail’in Ankara Büyükelçisi Hürriyet gazetesine (19 Ağustos) beyanat vermiş. Yazının tamamını okumadım, birinci sayfadaki üç başlık altını okudum. Birincisinde şöyle diyor:

“Kürt devleti olmaz.

Sizi temin ederim ki, İsrail, Kuzey Irak’ta Türkiye’nin çıkarlarına aykırı hareket etmemektedir. Biz, Kuzeyde Kürt devleti kurulmasına karşıyız.”

Acaba öyle mi? İsrail elli yıldan beri Kürt meselesini incelemekte, planlamakta ve kurcalamaktadır. Kürt milliyetçilik hareketini Yahudiler sahneye koymuşlardır. (Türkçü (!) Moiz Kohen, nâm-ı diğer Tekin Alp’i hatırdan çıkartmayalım…) Politikacılar ve diplomatlar bazen gerçeklere taban tabana zıt şeyler söyleyebilirler.

“Sözde soykırım.

Sözde Ermeni Soykırımı ile Yahudi soykırımı arasında benzerlikler kurulması yanlış. Yahudi soykırımı, bir milleti dünya yüzünden kaldırmak üzere verilen siyasî bir karardı.”

Birinci Dünya Savaşı’nda Yahudiler gönüllü toplayıp, İngiliz ordusunun saflarında Türkiye’ye karşı savaşmışlardır. Bunlara

“Siyonist Lejyonlar”

adı verilmişti. Gelibolu’da ve Filistin cephesinde… Tarihte kendilerine en fazla iyilik eden bir devlete ve millete karşı minnet ve teşekkür borçlarını bu şekilde ödemişlerdi.

Hitler’in Yahudi soykırımı meselesine gelince:

Bu konuda planlı bir soykırım olmadığı, konuyu Siyonistlerin abarttığı, Batı dünyasındaki revizyonist tarihçiler tarafından ileri sürülmektedir. Revizyonistler şimdiye kadar hayli kitap ve ilmî makale yazmışlar ve araştırma dergileri çıkarmışlardır.

Asıl soykırımı, 1945’te siyonistlerin kontrolü altındaki ABD yapmıştır.

Savaş sonunda

esir alınan Alman askerlerinden 1,5 milyonu

(bir buçuk milyon)

aç susuz, barınaksız, tıbbî tedavisiz bırakılarak kasıtlı olarak öldürülmüştür.

Bu konuda bilgi almak isteyenler batılı tarihçi ve araştırıcı

James Bacque’

nin

“Other losses. An investigation into the Mass Deaths of German Prisoners at the Hands of the French and Americans After World War II.

Toronto, Stoddart, 1989, xxi-248 s.

kitabına müracaat edebilirler. Askerler dışında sivil Alman halkına, mültecilere de çok zulm edilmiştir. Aynı tarihçi 10 milyon civarında Alman’ın savaş sonrasında öldüğünü yazıyor. Siyonistlerin ve müttefiklerinin, Alman esirlerine ve halkına tatbik ettikleri soykırım abartılmış Yahudi soykırımından daha fazladır.

Büyükelçi üçüncü olarak şunu demiş:

İki elçiniz var.

İsrail, Türkiye’nin AB üyeliğini destekliyor. İsrail büyükelçisi olan her yerde, Türkiye’ye hizmet eden iki büyükelçi vardır: Türk ve İsrail Büyükelçisi…

Doğrusu bu cümleler üzerinde derin derin düşünülmesi gerekir. Eskilerin bir sözü var: “Allah söyletti… İntak-ı Hakk…” Evet Büyükelçi doğru söylüyor. Türkiye’nin her yerde iki büyükelçisi var. Türkiye Büyükelçisi ve İsrail Büyükelçisi… Meşhur Pembe romancı bundan beş-altı yıl önce New York’ta ne demişti?

“Biz Yahudiler yirminci yüzyılda iki devlet kurduk…”

Şu anda Türkiye, dış politika konusunda tamamen İsrail’in dümen suyuna girmiş vaziyettedir. İsrail devleti yüzölçümü ve nüfus bakımından küçüktür. Ama kocaman Türkiye’yi parmağında çevirmektedir. Borç batağındaki Türkiye faiz ödeyemez hale düşmüşken, milyarlarca dolarını uçak tamiri, tank tamiri, gibi bahanelerle İsrail’e göndermektedir. Hem İsrail deyip geçmeyelim. Bu cirmi küçük devlet, dünyanın sayılı nükleer güçlerindendir. İki yüz kadar nükleer bombaya ve füzeye sahip olduğu iddia ediliyor.

Halide Edip Adıvar’ın

“Türkiye’de Şark, Garp, Amerikan Tesirleri”

adlı kitabını duymuşsunuzdur. Ciddî bir araştırmacı çıksa ve

“Türkiye’de Yahudi Tesiri”

adında ilmî bir kitap yazsa ne iyi olur.

Böyle bir kitapta ne gibi konular incelenmeli, ne gibi bölümler bulunmalıdır?

(1) 16’ncı asırda İstanbul’da Müslüman ve Yahudi lobisi… Müslüman lobisini temsil eden Sadrazam Sokollu Mehmed Paşa, Yahudiliği temsil eden Yasef Nassi. Nassi, Müslümanlığı (Yalancıktan da olsa) kabul etmiş olsaydı, sadrazam olabilecekti.

(2) Fatih Sultan Mehmed Han’ın Roma’yı fethe giderken, Gebze’de sözde Yahudilikten dönme tabib Yakup Paşa (Maestro Iacobo) tarafından zehirlenerek şehid edilmesi.

(3) Tanzimat’tan bu yana yenilik, ihtilal, darbe, değişim, batılılaşma hareketlerinde Yahudilerin (Açık ve Gizli Yahudiler) rolü.

(4) Sultan İkinci Abdülhamid’in tahttan indirilmesinde Yahudilerin rolü.

(5) Lozan anlaşmasının arka planı. Başhaham Hayim Nahum’un kulisleri, diplomasi mekiği hareketleri. Lozan’ın gizli protokolları.

(6) Rusya’daki Bolşevik hareketinin planlayıcılarının yüzde doksanının Yahudi olması gibi Türkiye’deki yenilik hareketlerinin aktörlerinin yüzde doksanının Yahudi veya Gizli Yahudi olması.

(7) Yahudiler ve Türk milliyetçiliği, Türkçülük hareketi. Moiz Kohen Tekin Alp ve diğerleri. Tekin Alp’in bir kitabında

“Kahrolsun Şeriat!”

diye haykırması.

(8) Türkiye’yi İslâm’dan uzaklaştırma cereyanında ve aksiyonunda Yahudilerin rolü.

(9) ABD’de yayınlanan haftalık The Forward adlı Yahudi gazetesinde Türkiye ile ilgili çok önemli haberlerin, ifşaatın listesi ve tahlili.

(10) Kürt milliyetçiliğinde Yahudilerin öncülük yapması, ideoloji ve doktrini hazırlanması. Müslüman görünen, aslında Yahudi kökenli olan Kürt milliyetçilerinin listesi.

Ve saire ve saire…

Sırası gelmişken İsrail devletinin bazı özelliklerini de saymak istiyorum:

BİR: İsrail bir din devletidir. Kesinlikle laik değildir. Halkın ancak yüzde onu veya on beşi dindardır ama geri kalanlar da, ateist olsalar bile Musevî şeriatına uymak zorundadır.

İKİ: İsrail, kendi millî İbranî yazısını değiştirmemiş, bizim gibi Latin-Grek yazısını kabul edip, eski yazısını yasaklamamıştır.

ÜÇ: İsrail’de hafta tatili, Musevî dininin kutsal günü olan cumartesidir.

DÖRT: İsrail’de, dindar Yahudilerin yaşadığı bölgelere sefer yapan otobüslerde erkeklerle kadınların yerleri ayrıdır.

BEŞ: İsrail’de evlenme boşanma işleri Hahambaşılıklara ve hahamlara bırakılmıştır. Orada medenî ve laik nikah kıyılmaz.

ALTI: İsrail dine dayalı bir devlet, ülke ve halk gibi görünür ama Musevilik dinine ve şeriatına aykırı ne kadar ağır, büyük, çirkin günah varsa hepsi de işlenir. Dindar ve ortodoks Yahudiler bu durumdan son derece şikayetçidir.

YEDİ: Eskiden İsrail’de domuz beslemek yasaktı. Rusya’dan gelen Yahudiler yasağı deldiler.

SEKİZ: Seks bakımından bu ülke eski Sodom ve Gomore’ye taş çıkartacak bir bozukluk içindedir.

Hürriyet gazetesi Türkiye halkına İsrail’i sevimli, sempatik, dost olarak göstermek istiyor. Acaba gerçekler böyle midir?

Ne Kadar Dindar Olabiliriz?

Bir Farmasonun radikal, kökten, yüzde yüz Mason olmasına kimse karışmaz. Öyle ya, hürriyet var, adam ne kadar Mason olacağını bize mi soracak. Canı isterse ılımlı Mason olur, canı isterse tavizsiz (ödünsüz) Mason olur.

Sabataycılara da kimse karışmaz. Bu cemaate mensup birisi radikal Sabataycı ise bu onun bileceği bir iştir. Türk ve Müslüman isminden başka bir de Yahudi ismi vardır. Cumartesi günleri, canı isterse İstanbul’daki ve başka yerlerdeki gizli sinagoglara giderek kendine göre ibadet eder. Öyle ya hürriyet var, kim karışabilir ona. Ateistin ılımlı veya radikal olmasına da karışılmaz.

Lakin iş Müslümana gelince durum değişir. Müslümanın dindar, koyu, tâvizsiz olması kötüdür. Derin birileri ona

“Müslüman olmana, Müslümanlığına bir itirazımız yok ama bizim istediğimiz kadar Müslüman olabilirsin, daha ileriye gidemezsin…”

derler. Bunu açıkça söylemezler ama yaptıkları, siyasetleri bunu gösteriyor. Bugün Türkiye’de öyle kurumlar vardır ki, onun mensupları beş vakit namaz kılamazlar. Kılarlarsa, isimleri şüpheliler listesine yazılır ve bir punduna getirilip işten atılır.

Yine öyle memuriyetler vardır ki, oraya tayin edilecek vatandaşın karısının başının açık olması gerekir. En ehliyetlisi ve liyakatlisi o olsa bile, karısı tesettürlüyse tayin edilmez. Çünkü o laik rejim için yakın bir tehdit ve tehlike oluşturur. Kim veriyor bu hükmü? Pembeler Pembeler Pembeler… 01 Eylül 2005