Sömürgeci Egemen Azınlık Yerli Halktan Özür Dilemelidir
Milli Gazete-Köşe Yazıları
- 31 Aralık 2018
Pazartesi
Bu haberi dünyanın bütün ajansları, gazeteleri, tv’leri insanlığa duyurdu. Önce metnini okuyalım, sonra en yumuşak dille yapacağım yorumları. Haber şu:
Avustralya Parlamentosu, Aborijinlerden özür diledi.”
(Aborjinlerden kasıt, soluk benizli beyaz insanlar gelmeden önce Avustralya’da yaşayan yerli halk demektir.)
• Avustralya Parlamentosu, tüm Avustralyalılar adına, Avustralya hükümetlerinin kendilerinde “derin üzüntü, acı ve kayıplara neden olan” geçmişteki uygulamalarından dolayı Aborjin adı verilen Avustralya yerlilerinden özür diledi.
• Avustralya Parlamentosunda, Başbakan
un, tüm Avustralyalılar adına Aborjinler’den özür dilenmesini öngören önerge, oldukça duygusal geçen oylamanın ardından oybirliğiyle kabul edildi. Avustralyalılar, televizyonlardan tüm Avustralya’da canlı olarak yayınlanan oylamayı kentlerde ve okul salonlarında kurulmuş dev ekranlardan büyük kalabalıklar oluşturarak izlediler.
Rudd tarafından parlamentoda okunan önergede, “Avustralya’da birbiri ardına gelen hükümetlerin, derin üzüntü, acı ve kayıplara neden olan yasaları ve politikaları nedeniyle bu Avustralyalı vatandaşlarımızdan özür diliyoruz” ifadeleri yer aldı.
Türkiye’nin yakın tarihinde de yerli halka, Müslüman çoğunluğa haksızlıklar ve baskılar yapılmıştır.
Selçuklu, Beylikler, Osmanlı zamanından kalma on binden fazla tarihî cami, mescid, zaviye, medrese, vakıf binası, taş mektep binası satılmış, yıkılmış, kiraya verilmiş, ibâdete kapatılmıştır.
Lozan anlaşmasına göre, Hıristiyanların İstanbul’daki kiliseleri ve kabristanları titizlikle korunurken, İslâm mabetlerine ve vakıf eserlerine reva görülen bu kıyım elbette bir insan hakları ihlâlidir, bir zulümdür. Sadece camiler ve İslâmî vakıf eserleri tahrip edilmemiş,
Başta müderris (yâni profesör)
olmak üzere binlerce din adamı, aydın, şeyh, muhalif gazeteci idam edilmiş, hapislerde çürütülmüş, sürülmüştür.
Laik devletin din işlerine, ibadetlere karışmaması, bunlarla ilgili işleri o dinin mensuplarına ve sorumlularına bırakması gerekirken,
Bir milletin, çocuklarına din eğitimi vermesi onun en tabiî ve vazgeçilmez hakkı iken, bu hürriyet verilmemiş,
1943’te, Matbuat Genel Müdür Yardımcısı İzzettin Nişbay imzasıyla
Âsar-ı İlmiye Kütüphanesi yayınları içinde, Hz. Muhammed’in hayatı adlı bir eseri cüzler/fasiküller halinde yayınlayan
a, Matbuat Umum Müdürü (Basın Yayın Genel Müdürü)
imzasıyla yine resmî bir yazı gönderilerek, bu yayına derhal son vermesi istenmiştir.
Dindarlık bir suç gibi görülmüş ve büyük sayıda
onlar ağır baskılar, tehditler, korkular altında sindirilmiştir.
Camide namaz kıldıktan sonra, başındaki namaz takkesini unutarak sokağa çıkan nice vatandaş göz altına alınmış, tutuklanmış, nezarethanelerde, hapishanelerde acılar ve korkular içinde süründürülmüştür.
1940’lı yıllarda, Antalya müftüsü, öğle namazına gittiği camide, müezzin Türkçe kamet getirdikten sonra, hemen namaza başlamayıp dudaklarını kıpırdattığı için savcılığa verilmiş,
denilerek sorgu ve suale tâbi tutulmuştur.
(Bu vak’a, Türkiye Büyük Millet Meclis’i zabıt ceridesinde yazılıdır. Antalya milletvekili Rasih Kaplan’ın konuşması…)
* Onuncusu: Yazar
‘ın çeşitli tarihlerde birkaç defa sütununda belirtmiş olduğu üzere,
Bu anlattıklarımın hiçbiri hayal mahsulü, uydurma, kurgu, abartılmış şeyler değildir. Aksine çok ılımlı bir üslupla kaleme aldım. Bu on madde gibi yüzlerce madde zikr edebilirim. Hepsinin kaynakları, tarihleri, belgeleri, hatıraları/şahitleri mevcuttur.
Evet, bu ülkede çoğunluğu oluşturan Müslümanlar yakın tarihimizde çok acılar çektiler, çok ağır baskılara mâruz kaldılar; çok gözyaşı döktüler, çok ezildiler, çok inlediler. Onların başlarına gelenlerden dolayı mutlaka özür beyan edilmeli, affetmeleri istenmelidir.
Zalimler ve mazlumlar (zulme uğrayanlar) hayat sahnesinden çekildiler, ceza (karşılık) dünyasına intikal ettiler.
Bu memlekette sosyal uzlaşma, iç barış, huzur ve sükûn olmasını istiyorsak yapılan haksızlıkları itiraf etmemiz ve sembolik de olsa bağışlanma dilememiz gerekir.
Biz Müslümanlar, ileride, şaşmaz ve yanılmaz Büyük bir Mahkeme’de boynuzsuz koyunun boynuzlu koyundan hakkının alınacağına inanırız. Böyle inançlara sahip olmayanlar, başka inançlar ve değerler adına af dilemelidir. Türkiye’mizin yakın tarihinde çok ahlar alınmıştır. Bu ahları telâfi etmedikçe geleceğimize güvenle bakamayız.
Rusya Federasyonu’nun yeni idarecileri sabık (geçmiş, eski)
devirde yaşanmış, yapılmış zulümler dolayısıyla halktan, mazlumlardan veya onların çocuk ve torunlarından af dilemişler, nice kimsenin hatırasını temize çıkarmışlardır.
Stalin tarafından idam edilen
bunlardan biridir.
Bugün acı ve üzüntü ile görüyoruz ki, küçük, küçük olduğu kadar güçlü ve egemen bir azınlık, eski zulümlerden dolayı
Bütün medenî, demokrat, ileri, insan haklarına saygılı ve bağlı, hukukun üstünlüğü ilkesini kabul etmiş ülkelerde serbest olan başörtüsünün bizde yasak olmasını isteyenlerin elinde tek geçerli gerekçeleri yoktur.
Hatâlarından dönmek, onları itiraf ederek zulme ve baskıya uğramışlardan af dilemek büyük bir fazilettir.
22 Nisan 2008