Vicdansızlar
Milli Gazete-Köşe Yazıları
- 27 Aralık 2018
Pazar
Korunmasız genç kızlar öldürülüyor… Kötü yollara itiliyor… Tecavüze uğruyor… Hattâ bazı namussuzlar tarafından satılıyor…
Genç kızlar içkiye ve uyuşturucuya bağımlı hale getiriliyor… Genç kızlar ahlâk, erdem, iffet ve hayâ sınırlarını aşıyor… Genç kızlar kötü yollara düşüyor…
Bütün genç kızlar böyle mi oluyor? Hayır, ben böyle bir şey söylemiyorum. Bazı gerçekleri dile getiriyorum. Bütün kelimesini kullanmadım. Ahlâklı, iffetli, faziletli, erdemli, hayâ ve ar sahibi, görgülü, vasıflı, temiz genç kızlarımızı tenzih ederim, kendilerini tebrik ederim.
Bir kısım genç kızlarımıza ilk paragrafta saydığım kötülükler yapılırken toplum ne yapıyor? Bu toplumun düşünürleri, elitleri, aydınları, sorumluları, yön vermekle ve denetlemekle yükümlü olanları, eğitimcileri, psikologları, rehberleri, uzmanları vazifelerini yapıyor mu?
Bu soruya evet cevabını vermek için vurdum duymaz olmak gerek. Bir genç kız feci ve vahşi şekilde öldürülünce bütün Türkiye ayağa kalkmalı ve kızın hem kanına sahip çıkmalı, hem de durumu her cephesiyle inceleyip, bir daha tekerrür etmemesi (tekrarlanmaması) için çareler, çözümler aramalı, tedbirler almalıydı. Bu yapılmış mıdır? Onbeş yaşındaki bir kız tecavüze uğrayınca en az 15 milyon Türkiyelinin feryat edip haykırması gerekmez mi?
Sadistçe öldürülen bir kızın ardından vah vah demekle iş bitmiyor. Kızlarımızı korumak için ne yapıyoruz? Şuna bakınız, ne diyor? “Sadece bir kız öldürüldü, onun gibi yaşayan öteki kızlara bir şey olmadı, sen yaygara kopartıyorsun…”
Çocuklarımızı, kızlarımızı, gençliğimizi korumayan, onlara karşı olan vazifelerini yerine getirmeyen herkes haindir, vicdansızdır. Ana babalar, aileler vicdansızdır. Hısım akraba vicdansızdır. Toplum vicdansızdır. Eğitim sistemi vicdansızdır. Resmî ideoloji vicdansızdır. Hepimiz vicdansızız.
Bu satırları yazdığım için sadece ben vicdansızmışım… Böyle söyleyen halt etmiş. Kız feci ve vahşi şekilde öldürüldükten sonra dizini dövmenin faydası yoktur. Başta kız çocuklarımız, genç kızlarımız olmak üzere gençliği korumak konusunda düşünmemiz, olumlu bir şekilde tartışmamız gerekir. Çareler ve çözümler bulmamız gerekir. Bunları hayata geçirmemiz gerekir.
İstanbul gibi canavar bir megakentte genç bir kız kendi başına bırakılamaz. Genç bir kızın yabancı bir erkeğin evine yalnız başına gitmesine izin verilemez. Genç bir âile kızının aşırı dekolte kıyafete bürünmesine izin verilemez.
Anneler babalar, toplum, eğitim sistemi, devlet, Diyanet, çocukların ve gençlerin koruyucu meleği olmalıdır. Okullarda uyuşturucu kullanma yaşı 11’e düşmüş. Buna kim izin ve fırsat veriyor? İzin verilmiyor mu? O halde niçin fırsat veriliyor?
Bizim kültürümüzde eşlerin birbiriyle
(denk) olmaları gerekir.
Fakir veya orta halli bir kız, zengin bir delikanlı ile tanışıp gezip tozmaya başlıyor.
Öyle mi?.. Hayır hayır… Bu evlilikte denklik olmaz ve bu yuva ayakta durmaz. İnsanlar sekiz karakterden birine mensuptur.
Öldürülen, tecavüze uğrayan genç kızlar konusunda terbiyeciler, din adamları, ahlâkçılar, ziyalı kişiler bir araya gelmeli ve müzakereler, tartışmalar yapılmalıdır. Bu konuda laf, edebiyat, magazin haberi, fasa fiso istemiyoruz, çare ve çözüm istiyoruz.
Bu anlatacaklarımı ben uydurmadım,
Yüzde yüz doğru mudur, yalan mıdır, yahut kaçta kaç doğrudur bilemem.Kısaca nakl ediyorum: Bundan birkaç yıl önce İstanbul civarında bir yerde, başka bir şey yapılıyormuş gibi gösterilerek,
Her gün o kadar önemli, akıl almaz, beyinleri kezzab gibi tahrip eden öyle vak’alar, hadiseler, rivayetler, iddialar işitip okuyoruz ki, bu anlattıklarım devede kulak kalır.
(müze değil, cami!)
1984’te Haliç sahilleri düzlenirken de yerin altından bazı gömülerin çıktığı, bunların birileri tarafından gasb edildiği iddiaları var. Böyle şeyler Türkiye’de olur mu olmaz mı? Bin zahmetle yurt dışından
Sonra ne oldu?
İstanbul Topkapı Mevlevihane binası Vakıfların deposu idi. Buradaki paha biçilmez tarihî eşyalar çalındı ve bina yakıldı. Yanmadı, yakıldı… Adana müzesinden on iki bin objenin kayb olduğunu çoğumuz biliyoruz. Bazı kıymetli eşya çalınıyor ama kimsenin haberi olmuyor.
Bazı camilerdeki ve türbelerdeki tarihî kıymetli çiniler sökülmüş, çalınmış, yerlerine sahteleri konulmuş… Bizim toplumumuzda hırsızlık, yağmacılık, sahtekârlık maalesef millî bir spor haline gelmiştir. Tabiî ki, namuslu vatandaşları suçlamıyorum…
Ergenekon dosyalarında eski bir başvekil ile ilgili enteresan bilgileri öğrendiniz mi?
İstanbul’a belediye başkanı yapmak istediği zat uzakdoğuya gidiyor, pedofilik işler yapıyormuş…
Pislik pislik pislik… Rezalet rezalet rezalet… Kirlilik, bulanıklık, kepazelik… İğrenç iğrenç iğrenç… Son yirmi yıl içinde ne kadar türedi zengin yetişti. Kimisi milyar dolarla, kimisi yüz milyon dolarlarla zengin. Bunlar ak zengin mi, kara zengin mi? Bunların serveti helâl mi, haram mı?
Türedilerin bir kısmının içleri cayır cayır yanıyor. Ah, ülkemizde 11 yıldızlı oteller açılsa da gidip oralarda Nemrud gibi, Firavun gibi, Neron gibi keyif çatsak, düşmanlarımızı çatlatsak diyorlar. Bilmem ki, böyle yazıları niçin yazıyorum. Böyle yazanlar münafık olur, müfteri olur, oyun bozan olur, yüzü kara olur, hain olur… 04 Mayıs 2009